ATIK YÜZLER

Merak ediyorum sığ suları. Gökyüzünün denizle birleştiği noktayı. Kaldırımda boğulan bir kadını. Geride bıraktığı yansımayı ve ufak dalgaları. Şehirler ve ölü toprakları. Bilmem merak ediyorum işte, içimize kaç mezar sığdırdıklarını? 

Maskelerin ardından mide bulandırıcı kokular yükseliyor.

Sokaklarda gördüğüm hep asık surat. Çöpe atılmış nice hayat. Meçhul bir kaçış uğruna feda edilen çocuklarla dolu.

Asitten gözyaşları.

Plastikten saçlar. 

Teneke kafalar. 

Yakan, eriyen ve kavuran; adına insanlık denilen bir destanın parçaları.

Verilen bir sınav, kaybedilen bir savaş? Milyon kez işlendi günah ve milyon kez istendi. Sarf edilen bir zehir. Bir bedenden diğerine akıyor. Dallanıp budaklanıyor bir ruh içinde. Öldürürken bağlıyor insanı. 

Eriyen suratlar maskelerin ardından dökülüyor, etleri sahipsiz duygular gibi. Peşi sıra amansız bir sinek kovalıyor. Dönek bir kelebek. Boş bir yüz ve çürümüşlük. 

Kelimelerim; kemikler kadar sert, eklemler kadar esnek olsun istiyorum. Onlardan öyle anlamlar yeşertmek istiyorum ki, yağmur gibi yağmak, köklerin içine işlemek, bir şair gibi. Kılıçtan keskin, kandan daha yoğun anlamları olsun istiyorum, onlara deriler giydirmek ve görünür kılmak.

Atık yüzler.

Asit suretler.

Merak ediyorum nereden kalıyor tüm bu artıklar? Mesela kim harcıyor onları? Kim düşürüyor? Peki ya yolun misafirleri? Kokudan rahatsız olmuyor mu? Basıp geçiyoruz üzerlerinden, eziyoruz her gün, mıhlanmış bir ceset gibi sere serpe çöpler. Unutuyoruz belki tahayyül bile etmiyoruz orada olduklarını. Sokaklar çöp mezarlıkları, yalnız kimse gömmüyor onları. Hep bir terk ediş. Hiç bu kadar hızlı tüketilmemiştik.

Sokaklar anıtlarla kaplı. Ne bulacağımızı kim bilebilir? Mendiller, cam kırıkları, kullanılmış bir çakmak, kağıtlar, dondurma paketleri, izmaritler ve daha çok izmarit, köşelerde çekirdek kabukları, patlak bir balon, kirli bir pamuk, çiğnenmiş bir sakız... bazen bir kitap buluyorum okunmamış ama ıslak. Bir oyuncak sevmiş ama sevilmemiş, bir katil ölmüş ama hiç öldürmemiş, bir çocuk büyümüş ama doğmamış, bir şarkı yazılmış ama bestelenmemiş... hepsi daha ekilmeden tomurcuklanmış ve şimdiden kenara itilmış. Hiç bu kadar hızlı tüketmemiştik.

Ve şimdi...

Tüm yüzler bakılmayacak kadar çirkin. Tüm yüzler etten uzak, duygudan yoksun, içi doldurulan bir çuval. Dikişler kadar kuvvetli, iğneler kadar acı verici. Atılan bir hayat dolu, tahammül edilemeyen kırışıklıklarla, hep bir daha iyisinin olduğu eski bir versiyonu, katlanılabilen bir ambalaj. Sonunda atılacak bir pislik. Değersiz, istenmeyen.

Maskelerin ardı asitten suretler. Yollar hayaletlerle dolu. Herkesin gölgesi ışığının önünde. Geride bıraktıkları aşınmış kaldırımlar. Kokuşan, yapış yapış ağır bir dünya. Yere basmayan fikirler, süzülüp giden lağım suları gibi garabet deriler.

İnsandır ya o da maddedir, dedi biri.

Ruh kaçıp gitmiş gibi konuştular. 

Aşk ya en güçlü duygu değil miydi?

Kibri unutmuş gibi ona bilendiler.

Vereni görmeyen el, uzatılan kol da kendinindir sandı.

Ne aşk insanındı ne de beden. 

Ondan alındığında geriye nefsi kaldı.

Ve bir de aynaya bakamayacak kadar

atık yüzler.


Saygılarımla,

Elif Sükyen



Yorumlar

  1. Kalemine, yüreğine sağlık
    Çok güzel bir yazı olmuş.🪷

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Minnettarım🌹 Beğenmenize çok sevindim🤍✨️

      Sil
  2. Yazılarına duyduğum özlemi bir nebze dindirdin yeni ve daha çoğunu okumak için sabırsızlıkla bekliyor olucam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne desem bilemiyorum🥹 Çok çok teşekkür ederim, arayı açmamaya çalışacağım✨️

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar